Kazanılan
bu başarılar, Mekke puta taparlığının sonuna
yaklaşıldığına işaretti. Hz.Peygamber Milâdi
630. yılının sonunda Ramazan ayında on bin
kişilik bir ordu ile Mekke üzerine yürüdü.
Yolda Müslüman olmuş kabilelerden iki bin
asker daha kendilerine katıldı. Mekkeliler
şehri korkularından savunamadılar ve hemen
hemen hiç kan dökülmeden Müslümanlar, Arabistan’ın
en büyük, en kutsal şehrine savaşsız girdiler.
Bundan sonra Mekke halkının tamamı Müslüman
oldu ve İslâm dînini kabul ettiler. Hz.Peygamber
Mekke’deki eski düşmanlarına karşı çok iyi
davrandı.
Mekke’nin fethi de Kur’ân-ı Kerîm’deki âyetlerde
şu şekilde anlatılır:
“(80) Ve de ki: Yâ Rabbî! Beni gireceğim
yere gerçek olarak sok; çıkacağım yerden gerçek
olarak çıkar ve katından, bana yardım eden
bir kudret, kuvvet ver. (81) Ve de ki: Gerçek
geldi, bâtıl yok olup gitti; şüphe yok ki
bâtıl zâten yok olup gider.” (İsra 80-81.
âyetler) “Şüphe yok ki sana Kur’ân’ın hükümlerini
farz eden elbette döneceğin yere döndürecek
seni. De ki: Rabbim daha iyi bilir, kimdir
doğru yola gelen ve kimdir apaçık sapıklıkta
kalan.” (Kasas 85. âyet)
Mekke alındıktan sonra bütün Arap kabileleri
İslâm dînine katıldı. Hz.Peygamber Mekke’deki
işleri düzene koyduktan sonra Medine’ye döndü.
Artık getirdiği din başarıya ulaşmış, her
gün katılanlarla İslâmiyet büyük bir güç kazanmıştı.
Bizans
ordusu Mu’te savaşından beri Arabistan’ı elde
etmeyi kurmuştu. Bunu, Hıristiyanlığı kabul
etmiş olan Gassaniler’in yapacağı hakkında
da Medine’ye haberler geliyordu. Hatta Medine’ye
gelen tâcirler, Bizans ordusunun yakınlara
kadar geldiğini söylemişlerdi.
Bu haberler üzerine Hz.Muhammed, Hicret'in
9. yılında Tebük’e gitmek üzere hazırlandı.
Sefer uzundu, düşman kuvvetliydi. Bu yüzden
ashâba; “Orduya mal, silah ve hayvan bakımından
yardımda bulunulmasını” buyurdu.
Tebük savaşı da Kur’ân-ı Kerîm’deki âyetlerde
şu şekilde anlatılır:
“Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve
âhiret gününe inanmayanlarla, Allah’la Peygamber’inin
harâm ettiğini, harâm saymayanlarla ve hak
dinini kabul etmeyenlerle savaşın, cizye vermeye
râzı olup bizzât kendi elleriyle ve alçalarak
gelip verinceyedek onlar.” (Tevbe 29. âyet)
“(38) Ey inananlar, size ne oldu da Allah
yolunda savaşa çıkın dendiği zaman olduğunuz
yerde mıhlanıp kaldınız? Âhireti bıraktınız
da dünya yaşayışına mı râzı oldunuz? Fakat
dünya yaşayışının faydası, âhirete nispetle
pek azdır. (39) Hep birden savaşa çıkmazsanız
sizi acıklı bir azapla azaplandırırız ve yerinize,
sizden başka bir topluluk getirir ve siz,
ona hiçbir zarar veremezsiniz ve Allah’ın
herşeye gücü yeter.” (Tevbe 38-39. âyetler)
Meâllerini yazdığımız Bu âyet-i kerîmelerde,
münâfıkların Tebük savaşına gidilirken takındıkları
tavır ve ondan önceki halleri, bütün açıklığıyla
anlatılmaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm’de Tebük savaşı ile ilgili
diğer âyetler de şunlardır:
Tevbe 41-57. âyetler, 61-70. âyetler, 73-97.
âyetler, 101-103. âyetler, 106-110. âyetler,
117 ve 118. âyetler.
Tebük savaşına gidilirken, gizliden gizliye
İslâm’ın aleyhinde bulunan münâfıklar, düşmanın
çok kuvvetli olduğunu, gidilecek yerin çok
uzak olduğunu bahane etmekte, Müslümanların
bu sefere katılmamalarını sağlamaya çalışmaktaydılar.
Hz.Muhammed içlerinde on bin atlı bulunan,
otuz bin kişilik bir orduyla Medine’den hareket
etmişler ve Medine’den çıktıktan sonra da
orduya bir hutbe okumuşlardı. Hz.Muhammed
Tebük savaşına giderken, ayrıca yolda birçok
mucizeler de göstermişlerdir. Sonunda Tebük’e
vardılar ve orada 20 gün kaldılar.
İslâm ordusunun gücünü ve Hz.Muhammed’e bağlılığını
gören Bizans ordusu komutanı, İslâm ordusuna
saldırmaya cesaret edemedi. Bizans ordusu
saldırmayınca, İslâm ordusu da onlara saldırmadı.
Bu müddet zarfında Şam civarındaki yerli halk
vergiye bağlandı ve bunlara amân-nâmeler yazdırılıp
verildi. Bizans Valisi de amân diledi ve o
da vergiye bağlandı. Sonunda İslâm ordusu
savaşmadan Medine’ye geri döndü.