Hz. Muhammed'in Vasıfları ve Huyları
Hz.Muhammed’in duyguları pek kuvvetliydi, hareketleri aşırı değildi. Yürürlerken acele etmezler; fakat hızlı yürürlerdi. Bir tarafa dönerlerken bütün vücutları ile dönerlerdi. Sözleri kesin, fakat mülayimdi. Anlaşılması için sözlerini üç kere tekrarladıkları olurdu. Kimseye kötü söz söylemezler, sert muamele etmezlerdi. Bir yere izin almadan girmez, girerken de önce selâm verirlerdi. Çocukları çok severler, yetimleri okşardı. Birisiyle musâfaha ettikleri zaman, karşısındaki kişi elini çekmedikçe ellerini çekmezler; birisi gelince namaz kılıyorsa namazlarını uzatmazlar, çabuk bitirirler, gelene ihtiyacını sorarlardı.

Kölelere “kardeşlerimiz”, câriyelere de “kızlarımız” diye hitâb edilmesini emretmişlerdi.

Hz.Muhammed’in kadınlara karşı da şefkati ve saygısı vardı. Evlilik müessesini en kutsi bir müessese sayan Hz.Resûl-ü Ekrem:

“Cennet anaların ayakları altındadır” hadîsi ile de ana hakkının ne büyük bir hak olduğunu bizlere bildirmişlerdir.

Hz.Muhammed’in hayvanlara karşıda büyük bir merhameti vardı. Bu kadar rahim ve kerim olan Hz.Resûl-ü Ekrem, bütün “Ehl-i Beyt”in ve sahâbenin ittifakıyla yiğit bir er idi.

Hz.Ali:
“Bedir savaşında müşriklere en yakın yerde, Hz.Muhammed durmadaydı” buyurur.

Uhud ve Huneyn savaşlarındaki sebatları, o savaşların seyrini değiştirmiştir. Hz.Peygamber’in kendisi bizzat 26 savaşa iştirak etmişlerdir. Zamanlarında kendilerinin bulunmadıkları savaş sayısı da 36 dır.

Hz.Muhammed’in meclisi; ilim, hayâ, hayır ve emanet meclisiydi; orada sesler yükseltilmezdi; oturanlar adeta başlarına kuş konmuş gibi sessiz, hareketsiz onu dinlerler ve meclis sonuna kadar böyle sürer giderdi. O mecliste, kimsenin kötülüğü konuşulmazdı.

Kendileri de; “Meclislerin hakkını verin” buyururlardı. “Hakkı nedir?” diye sorulunca; “Şuraya-buraya bakmayın, gözlerinizi koruyun; selâm verilince alın, âma’ya yol gösterin, bilmeyene öğretin, doğru yola sevk edin; iyiliği buyurun, kötülüğü nehyedin” buyururlardı.

Sözleri fasih ve beliğ idi; herkese anlayacağı gibi hitap ederler ve;
“Biz Peygamberler’e, insanlarla, akılları miktarınca konuşmak emredildi” buyururlardı.

Kızsalar da, râzı olsalar da, ancak doğruyu söylerlerdi. Sözleri özlüydü, herkes anlayışı miktarı anlardı, kötü bir söz söyledikleri hiç duyulmamıştı.

Hz.Peygamber yoksulca yaşar, yoksullara yardımda bulunurlar, yoklukla-yoksullukla övünürler, kendilerine bir varlık vermezlerdi.

Hz.Peygamber Hak’ka vuslat ettiğinde, evlerinde biraz arpa ekmeğinden başka bir şey yoktu.

Sözü, çocukluğundan beri hayatını Hz.Muhammed’in yanında geçiren ve onun bütün hususiyetlerini bilen, onun terbiyesiyle yetişen ve onu canından fazla seven Hz.Ali’nin, Hz.Peygamberimiz için söylediği şu sözlerle tamamlayalım:

“İnsanların en eli açığı, en cömerdi, en yiğidi, en korkmayanıydı; en doğru söyleyeni, verdiği sözde en vefakârlı olanı, en yumuşak muamele edeni, en güzel uzlaşanıydı.

Onu birden gören heybetinden ürkerdi; tanıyıp onunla görüşen onu severdi, ona gönül verirdi.

Gözler onun eşidini ne ondan önce görmüştü, ne ondan sonra görür.”