»
Ahzâb Sûresi’nin 33. âyeti:
“İnnemâ yüriydullahü liyüzhibe
ankümürricse ehlelbeyti ve yütahhireküm tathiyrâ”
Meâli: “Ey «Ehl-i Beyt», Allah sizden günahı,
her türlü fenalıkları ve kötülükleri giderip sizi
kemâl üzre tertemiz tathir etmek ve pâk kılmak
murad eder.”
Açıklama: Bu âyet-i kerîme nâzil olduğunda, Hz.Peygamber
zevcelerinden Ümmü Seleme’nin evinde idi. Hz.Muhammed;
Hz.Ali, Hz.Fâtıma, Hz.Hasan ile Hz.Hüseyin’i çağırdı,
onları örtündüğü abasının altına aldı ve “Allah’ım,
işte bunlar benim «Ehl-i Beyt’im» dir” buyurmuşlardır.
» Ahzâb Sûresi’nin
56. âyeti:
“İnnallâhe ve melâiketehü
yusallûne alennebiyy, yâ eyyühelleziyne âmenû
sallû aleyhi ve sellimû tesliymâ”
Meâli: “Şüphe yok ki Allah ve melâikesi Peygamber’e
selâvat getirirler. Ey îman edenler! Siz de O’na
selâvat getirin; selâm getirin.”
Açıklama: Kendilerinden; “Sana nasıl selâvat edelim”
diye sorduklarında Hz.Peygamber; “Allahümme salli
Alâ Muhammedin ve Alâ Âl-i Muhammed” deyin buyurmuşlardır.
Şu halde, Allah ve Peygamber’in emriyle Peygamber’e
selât ve selâm verilirken Âl-i’ne; Ali, Fâtıma,
Hasan ve Hüseyin’e de selât ve selâm veriliyor.
» Âl-i İmran Sûresi’nin
61. âyeti:
“Femen hacceke fiyhi min
ba’di mâ câeke minel’ilmi fekul te’âlev,ned’u
ebnâenâ ve ebnâeküm ve nisâena ve nisâeküm ve
enfüsenâ ve enfüseküm sümme nebtehil fenec’al
la’netallahi alelkâzibiyn”
Meâli: “Sana ilim vâsıl olduktan sonra Îsâ hakkında
her kim sana karşı çene çalarsa onlara dersin:
Gelin oğullarımızı, oğullarınızı;kadınlarımızı,
kadınlarınızı çağıralım siz de gelin biz de gelelim
sonra lânetleşelim, Allah’ın lâneti yalancılara
olsun, diye niyaz edelim.”
Açıklama: Bu âyet “Ehl-i Beyt” hakkında nâzil
olmuştur. Kitap ehlinin vergi vererek dinlerinde
kalabilecekleri teşri edilmiş ve İslâm iktidarı
altındaki kitap ehlinin hepsi de buna râzı olmuştu.
Ancak Necran Hıristiyanları, buna râzı olmamışlardı.
Bunların içlerinde Ebû Hârise adlı bilgili bir
keşiş de vardı. Hz.Peygamber’e; Hz.Îsâ Peygamber
ile ilgili sorular sordular ve “Biz senin Peygamberliğine
inanmıyoruz bize bunu ispat et” dediklerinde,
yukarıdaki âyet-i kerîme nâzil olmuştur.
Bunun üzerine Hz.Muhammed, Necran Hıristiyanlarına
hitaben:
“Her ne kadar size hüccet(delil) getirdim ise
siz inat ettiniz ve nizâyı artırdınız” diyerek
onları mübâheleye, yani bir araya gelip Allah’ın
lânetini yalancıya havale etmeye çağırdı. O gün
mühlet istediler, ertesi güne bırakalım bu işi
dediler. İçlerinden, Ebû Harise adlı keşiş onlara;
“Muhammed yarın «Ehl-i Beyt’i» ile gelirse, sakın
onunla mübâheleye girişmeyin; ashâbıyla gelirse
mübâheleye girişin” dedi.
Ertesi günü, mübâhele yerine geldiler. Hz.Muhammed;
Hz.Hasan ile Hz.Hüseyin önlerinde, Hz.Fâtıma arkalarında
olduğu ve Hz.Ali’nin elini tuttuğu halde teşrif
buyurdular. Necranlılar da aralarında oğullarının
ve kadınlarının da bulunduğu, yetmiş kişiyle gelmişlerdi.
Ebû Hârise, tercümanlarına;
“Muhammed’le beraber gelenlerin kimler olduklarını”
sordu. Kızı Fâtıma, dâmâdı Ali, onların iki oğlu
Hasan ve Hüseyin olduğunu anlayınca, taifesine
dönüp; “Bakın görün dedi, nasıl kendisinden emin;
bir şüphesi, bir tereddüdü olsaydı bunlarla gelmez,
mübâheleye cesaret edemezdi. Kayser’den korkmasaydık
îman ederdik; mübâheleye kalkışmayalım; yoksa
yeryüzünde su içer bir tek Hıristiyan kalmaz”
demiş ve “Mübâheleye girişmeyeceklerini” söyleyip,
vergi vermeye râzı olmuşlardır.
» Bakara Sûresi’nin
274. âyeti:
“Elleziyne yünfikuüne emvâlehüm
billeyli vennehâri sırren ve alâniyeten felehüm
ecrühüm inde rabbihim, ve lâ havfün aleyhim ve
lâ hüm yahzenûn.”
Meâli: “Gece, gündüz, gizli, âşikâr olarak mallarını
harceden kimselerin Rableri yanında mükâfatları
vardır; onlar için korku yoktur, onlar mahzûn
da olmazlar.”
Açıklama: Bu âyet-i kerîme Hz.Ali hakkında nâzil
olmuştur. Dört dirhemi varsa birini sırren, birini
alenen, birini gece karanlıkta ve birini de gündüz
aydınlıkta verirdi.
Hz.Muhammed:
“Niçin böyle verirdin?” diye sorduklarında:
Hz.Ali:
“Şâyet, biri kabul olur ümidiyle…” diye cevap
verdi.
» Maide Sûresi’nin
55. âyeti:
“İnnemâ veliyyikümullâhü
ve resûlühü velleziyne âmenülleziyne yukıymûnessalâte
ve yü’tûnezzekâte ve hüm râki’ûn”
Meâli: “Sizin yârınız, işinizi gören ancak Allah’tır,
Peygamberidir, namazı dosdoğru kılan, zekât veren,
rükûda bulunan mü’minlerdir.”
Açıklama: Bu âyet-i kerîmenin Hz.Ali hakkında
nâzil olduğunu, tefsirciler hem de Hz.Resûlullah’ın
duâsı ile beraber aynen yazmışlardır. Bu âyetin
nâzil olmasına sebep olan olayı Ebû Zer-Gaffari
Hazretleri şöyle anlatır:
“Bir gün, mescide giren bir muhtaç kişi, Yâ Rabbî
şâhid ol! Resûlullah’ın mescidine geldim, şey’en
lill’âh(yardım) istedim kimse bana bir şey vermedi”
diye yakındı.
Hz.Ali namaz kılıyordu ve rükû da idi. Yoksula
serçe parmağındaki yüzüğünü alması için işaret
etti ve elini uzattı o da sevinerek yüzüğü çıkarıp
aldı. Bu durumu Resûlullah bakışlarıyla izliyordu.
Bakışlarındaki hâli, orada bulunan sahâbelere
bir heyecan vermişti.
Bundan duygulanan Hz.Muhammed mübarek ellerini
kaldırarak:
“Allah’ım! Kardeşim Mûsâ, birlik makamından; «Yâ
Rabb! Meşakkete tahammül için göğsümü aç, Firavun’a
karşı işimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz ki,
sözümü anlasınlar. Bana ailemden birini, kardeşim
Harun’u vezir yap da onunla arkamı kavi kıl. Onu
işimde bana ortak yap. Şunun için ki seni çok
tesbih edelim, seni çok analım»” diye yalvardı.
(Tâ-Hâ 25-34. âyetler)
Ve “Allah’ım!Ben de Peygamberin Muhammedim. Benimde
göğsümde genişlik ver, işimi kolaylaştır, bana
da ehlimden Ali’yi vezir yap ve bununla güçlendir
beni” diye duâ etti.
Henüz sözlerini bitirmeden Cebrâil nâzil oldu:
“Yâ Muhammed! İnnemâ veliyyikümullâhü ve resûlühü”
âyetini oku dedi. Maide Sûresi’nin 55. âyeti bunun
için nâzil olmuştur.
Allah’ın emirlerine uyarak Hz.Ali’nin halîfe tayin
edilmesi Kur’ân buyruğudur.
» İnsan (Dehr)
Sûresi'nin 8 ve 9. âyetleri :
“(8) Ve yut’ımûnettâ’âme
alâ hubbihi miskiynen ve yetiymen ve esiyrâ. (9)
İnnemâ nut’ımüküm livechillâhi lâ nüriydü minküm
cezâen ve lâ şükûrâ.”
Meâli: “(8) Onlarda taamın azlığı ve ihtiyaçları
varken, Allahü Taâlâya muhabbetlerinden dolayı
fakiri, yetimi ve esiri it’âm ederler. (9) Bu
it’amımız size ancak livechillâhtır. Sizden onun
için mükâfat ve teşekkür murat etmeyiz.”
Açıklama : Bu âyet-i kerîmeler; Hz.Ali, Hz.Fatıma,
Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin hakkında nâzil olmuştur.
İmâm-ı Hasan ve İmâm-ı Hüseyin bir gün hastalandıklarında,
Hz.Peygamber ve ashâbın ileri gelenleri onları
ziyaret etmeye geldiler. Hz.Resûlullah, iki hazretin
iyileşmeleri için İmâm-ı Ali’ye nezir tutmalarını
önerir. İmâm-ı Ali, bunun üzerine üç gün nezir
olarak oruç tutmaya karar verir.
Orucun birinci gününde, arpadan yapılmış ekmekler
akşam namazından sonra sofraya konulduğunda, yoksul
biri kapıya gelip; “Aç olduğunu söyleyerek bir
şeyler ister”. Bunun üzerine hazırlamış oldukları
ekmekleri o yoksula verip, su ile iftar ederler.
İkinci oruç gününün sonunda, iftar vaktinde kapıya
bir yetim gelip; “Yiyecek bir şeyler ister.” Hazırlamış
oldukları o ekmekleri yetime verip, o gün de su
ile iftar ederler.
Üçüncü günün sonunda da aynı hazırlık yapıldıktan
sonra, kapıya bir esir gelip; “Yiyecek bir şeyler
ister.” Ona da hazırlamış oldukları ekmekleri
verip, su ile iftar ederler.
Dördüncü gün olduğunda İmâm-ı Ali; İmâm Hasan
ve İmâm Hüseyin’in ellerini tutarak Hz.Resûlullah’ın
huzûruna gider. Hz.Resûlullah, onların bu durumlarını
gördüğünde ağladı ve o anda Cebrâil Aleyhisselâm’da,
Kur’ân-ı Kerîm’in şu âyetini getirdi:
“İnne hâzâ kâne leküm cezâen ve kâne sa’yüküm
meşkûrâ” (İnsan 22. âyet)
Meâli: Bütün bunlar mükâfat olarak size verilecek.
Sa’yiniz hoşa gidecek, makbul olacak.
» Şûra Sûresi’nin
23. âyeti:
“Kul lâ es’eleküm aleyhi
ecren illelmeveddete fiylkurbâ”
Meâli: “De ki; Risaletimin (Peygamberliğimin)
tebliği hususunda, akrabamı (Ehl-i Beyt’imi) sevmenizden
başka hiçbir ücret istemiyorum.”
Açıklama: Bu âyet-i kerîme nâzil olduğunda, sahâbe
suâl ettiler ki; “Yâ Resûlullah, meveddet buyurulmuş
bu kurbâ kimlerdir?”
Hz.Muhammed cevâben; “Ali,
Fâtıma, Hasan ve Hüseyin”
demişlerdir.
|
Hz.Muhammed’in
“Ehl-i Beyt” Hakkındaki Bazı Hadîs-i Şerifleri:
» Ali,
Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’e karşı savaş içinde
olanlara karşı, ben de savaş içindeyim.
» Allah’a
and olsun ki bizi sevmeyenleri, şanı yüce Allah
cehenneme dökecektir.
» Benim
“Ehl-i Beyt’im”, kendinize ehlinizden daha sevgili
olmadıkça, kesin îman sahibi olamazsınız.
» Ben
sizin aranızda iki paha biçilmez şey bırakıyorum.
İkisi de birbirinden büyüktür. Bunlardan birisi
Allah’ın kelâmı «Kur’ân-ı Kerîm» diğeri ise «Ehl-i
Beyt’im»dir. Bu ikisi Kevser havuzunun kıyısında
bana ulaşıncaya kadar birbirinden ayrılmaz; bunu
Rabbim’den ben diledim. Bu ikisine yapışır, sarılırsanız
benden sonra ebedî olarak sapmazsınız, yol yitirmezsiniz.
» “Ehl-i
Beyt’im”e buğz eden münâfıktır.
» “Ehl-i
Beyt’im”e eziyet eden, Allah’a eziyet eder.
» “Ehl-i
Beyt’im”e karşı davranışlarınızdan dolayı, Allah’ın
azâbını sizlere şimdiden hatırlatmak istiyorum.
» “Ehl-i
Beyt’im”in peşinden gidiniz, sakın onların önüne
geçmeyiniz, aksi taktirde helâk olursunuz. Onlara
bir şey öğretmeye de kalkışmayınız, çünkü onlar
sizlerden daha bilgililerdir.
» Ey Fâtıma!
Kıyamet gününde; Ben, sen, oğulların Hasan ve
Hüseyin ile eşin Ali aynı makamda olacağız.
» İçinizde
“Ehl-i Beyt’im”in misali, Nûh Aleyhisselâmın gemisi
gibidir. Her kim gemiye binerse kurtulur ve her
kim muhalefet ederse boğulup helâk olur.
» İslâm’ın
esası beni ve “Ehl-i Beyt’im”i sevmektir.
» Kıyamet
gününde; her kul iki şey hakkında sorulmadan Sırat
köprüsünden geçemeyecek;
Birincisi: «Ben sizinle idim, siz kiminle oldunuz?»
İkincisi : «“Ehl-i Beyt’e” kurbiyyetiniz (sevginiz,
yakınlığınız) ne derece?»
» Sizleri
nimetleri ile beslediğinden Allah’ı seviniz, Allah’ı
sevdiğinizden beni seviniz ve beni sevdiğinizden
de “Ehl-i Beyt’im”i seviniz.
» Şefâatım,
“Ehl-i Beyt’im”i sevenedir.
|