DÖRDÜNCÜ İMAM HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN'İN HAYATI
Hz.İmâm
Zeynel Âbidin, Hicret’in 38. yılında Medine-i
Münevvere’de dünyaya gelmişlerdir. Künyeleri
“Ebû Muhammed”, lâkapları “Zeynel Âbidin (İbâdet
edenlerin bezentisi), Seyyid’üs Sâcidin (Secde
edenlerin ulusu)” ve “Zü’s-Sefenât”tır. Fazla
secde etmeleri dolayısıyla mübarek alınlarında,
dizlerinde meydana gelen sertlik yüzünden
bu lâkapla anılmışlardır. “Seccâd” yani çok
secde eden sözü de lâkaplarındandır. Hz.İmâm
Zeynel Âbidin’in 11 erkek, 4 kız olmak üzere,
15 evlâtları olduğu rivâyet edilmiştir. Soyları
oğlu Hz.İmâm Muhammed’ül Bâkır’dan yürümüştür.
Hz.İmâm Zeynel Âbidin’in oğlu Hz.İmâm Muhammed
Bâkır, babası hakkında naklettiği bir rivâyette
söyle buyurmuştur:
“Babam İmâm Zeynel Âbidin hep iyilik yapmaktan
zevk alırdı. Allah’a karşı şükranını ifade
etmek için; bir iyilik gördüğü zaman, Kur’ân-ı
Kerîm okurken «Secde» âyeti gelince, bir kötülükten
kurtulunca, iki kişinin arasını bulunca, bir
zorluğu atlatınca, mutlaka şükran secdesine
kapanırdı. Bunun için kendisine «Seccad» adı
verilmiştir.”
Hz.İmâm Zeynel Âbidin, babası Hz.İmâm Hüseyin’in
Kerbelâ’da şehâdetlerinde çocuk yaşta ve hasta
olduklarından dolayı, Hz.İmâm Hüseyin onun
savaşa girmelerine müsâade buyurmamışlardı,
çünkü nesilleri oradan devam edecekti.
Hz.İmâm Zeynel Âbidin son derece iyi yürekli,
sakin yaratılışlı idi. İlim sahasında ise,
erişilmez bir derecesi vardı. Hayatını iyilikler
yapmak, okumak ve ibâdetle geçirmiştir.
Hz.İmâm Zeynel Âbidin, sık sık Kerbelâ hadisesini
hatırlar ve kendini tutamaz uzun uzun ağlardı.
Böyle kendisini harap edercesine ağlamamasını
söyleyenlere şu cevâbı verirdi:
“Hz.Yakup, oniki oğlundan birini kaybedince
ağlamaktan gözlerine ak düştü. Görmez oldu.
Halbuki kaybolan oğlu Yusuf sağ idi. Ben ise
«Ehl-i Beyt»ten bütün yakınlarımın şehit düştüklerini
gördüm. Bunların acısını yüreğimden nasıl
çıkarabilirim?”
Hz.İmâm Zeynel Âbidin de, ataları Emîr’ül-mü’minîn
gibi, geceleri taşıyabildikleri kadar yiyecek,
odun v.s. yüklenirler, kapı kapı dolaşıp yoksulların
evlerine giderler, onların ihtiyaçlarını gidermeye
çalışırlardı. Bu arada yüzlerine nikab vurunurlar,
kendilerini tanıtmazlardı. Yoksullar kendilerine
yardım edenin Hz.İmâm Zeynel Âbidin olduğunu,
ancak onun Hak’ka yürümesinden sonra anlamışlardı.
Hz.İmâm Zeynel Âbidin ailesine; “Kendilerine
başvuran herkese mutlak suretle yardım etmelerini”
emretmişti. Halbuki kapıya gelerek sadaka
isteyenler arasında, böyle bir yardıma hakikaten
müstehak olanlar olduğu gibi, pek tabii olarak
müstehak olmayanlar da vardı. Fakat Hz.İmâm
böyle bir ayırım yapılmasına râzı olmuyordu;
“Kapıya gelerek el açan herkese mutlak suretle
yardım yapılmasını” istiyordu.
Birgün ailesinden biri; Hz.İmâm Zeynel Âbidin’e;
“Belki de bu gelenler arasında yardım görmeğe
hiçbir şekilde hak kazanmamış kimseler de
vardır. Bunlara yardım etmekle, asıl yardıma
muhtaç kimselere yardım yapmamak veya daha
az yardım yapabilmek zorunda kalıyoruz. Acaba
her başvurana mutlaka yardım etmemiz yolundaki
emrinizi geri alamaz mısınız?” dediler.
Hz.İmâm Zeynel Âbidin şu cevâbı verdi:
“Kapımıza gelerek el açan herkese mutlaka
elimizde olanı vermeliyiz. Müstehak olmadığını
sandığımız kişilere de bir şeyler vermek lâzım
gelir. Onun sadakaya muhtaç olup olmadığını
siz nereden bileceksiniz? Olabilir ki; boş
çevireceğiniz bir kimse, hakikaten sadakaya
muhtaçtır.”
Bir çok kimseler halledemedikleri meseleleri
halledebilmek için Hz.İmâm’a gelirler, çeşitli
sorular sorarlardı. Hz.İmâm Zeynel Âbidin,
bunların hiçbirini tatmin olmamış bir halde
geri göndermezdi. Sorularına mutlaka tatmin
edici cevaplar verir, onları aydınlatırdı.
Hz.İmâm Zeynel Âbidin “Edeb”e fevkalâde riâyet
ederlerdi; yemeklerini yetimlerle yoksullarla
yerler, çocuklara kendi elleriyle lokma sunarlar,
yoksullara bir şey vermeden, onları doyurmadan
yemek yemezlerdi. Halk, kendilerine büyük
bir saygı gösterirdi; düşmanları, “Ehl-i Beyt’e”
muhalif olanlar bile, karşılarında saygı göstermek
zorunda kalırlardı.
Kerbelâ faciasından sonra “Ehl-i Beyt” ile
Şam’a götürülen Hz.İmâm Zeynel Âbidin; mescidde,
hatibin Ebû Sufyan soyunu övüp Hz.Ali ve Hz.İmâm
Hüseyin hakkında kötü sözler söylemesi üzerine
Yezîd’e; “Benim de minberde Allah’ın rızâsını
elde edecek, meclis ehline ecir vermesine
sebep olacak, birkaç söz söylememe müsâade
eder misin?” buyurmuşlardı.
Yezîd, müsâade etmek istememiş, fakat meclistekiler
Hicaz ehlinin fesâhatini duymak istediklerini
söyleyip ısrar edince, müsâade etmek zorunda
kalmıştı. Bunun üzerine Hz.İmâm Zeynel Âbidin,
minberi teşrif buyurup Allah’a hamd-ü senâdan,
Hz.Resûlullah’a ve “Ehl-i Beyt’i”ne salat-ü
selâmdan sonra şu hutbeyi beyân buyurmuşlardır:
“Ey insanlar, bize altı şey verildi ve yedi
şeyle üstün edildik: İlim, hilim, cömertlik,
fesâhat, yiğitlik verildi ve mü’minlerin gönüllerine
sevgimiz ihsân edildi. Seçilmiş Peygamber
Muhammed bizdendir; onu ilk gerçekleyen, îmanını
ilk izhâr eden Ali, Cafer Tayyâr, Allah’ın
ve Resûl’ünün Arslanı Hamza ve bu ümmetin,
iki torunu (Resûlullah’ın iki torunu soyunu
sürdüren iki hayırlı ümmet mesâbesinde olan
oğulları) ve Deccal’ı öldürecek Mehdî bizdendir;
bunlarla da herkesten üstün bir makam ihsân
edildi bize.
Beni tanıyan tanır; tanımayana da soyumu-sopumu
haber vereyim:
Ey insanlar! Benim, Mekke’yle Medine’nin oğlu.
Benim, Zemzem’le Safâ’nın oğlu. Benim, abâsının
eteğinde Hacer’ül-Esved’i taşıyanın oğlu.
Benim, herkesten daha iyi, daha güzel bir
tarzda Hac törenini edâ edenin oğlu. Benim,
en hayırlı ve gerçek tavâf edip sa’yi îfâ
edenin oğlu. Benim, en hayırlı ve gerçek Haccedip
«Lebbeyk» diyenin oğlu. Benim, burâka binip
göğe ağanın oğlu. Benim, geceleyin Mescid’ül-Harâm’dan
Mescid’ül-Aksa’ya varanın oğlu. Benim, Cebrâil’le
Sidret’ül-Müntehâ’ya varan zâtın oğlu. Benim,
hakkında, «Yaklaştı, yakınlaştı; iki yay kadar
kaldı, yâhut daha da yakın» denen zâtın oğlu.
Benim, gökte meleklerle namaz kılanın oğlu.
Benim, Allah’ın dilediği, kendisine vahyedilenin
oğlu. Benim, Muhammed Mustafa’nın oğlu. Benim,
Aliyy’ül Mürteza’nın oğlu. Benim, Allah’tan
başka yoktur tapacak deyinceye kadar halkla
savaşanın oğlu. Benim, Resûlullah’ın huzûrunda
iki kılıçla savaşanın, düşmana iki mızrakla
vuranın, iki kere göçenin, iki bey’atte de
bey’at edenin, Bedir’de, Huneyn’de dövüşenin,
göz ucuyla bakıncaya kadar bile Allah’a şirk
koşmayanın, Mü’minlerin Sâlihi, Peygamberlerin
vârisi olanın, dîne bid’at katanların köklerini
kazıyanın, Müslümanların sevgilisi kesilenin,
savaşların nûrunun, ibâdet edenlerin zînetinin,
ağlayanlara baştacı olanın sabırlıların en
sabırlısının, Âlemler Rabbinin Resûlü Yâsîn’in
(Muhammed’in) soyundan olan, gecelerini ibâdetle
geçirenlerin en üstünü bulunanın, Cebrâil’le
güçlendirilen, Mikâil’le yardım görenin oğluyum.
Müslümanların haremini koruyanların oğluyum;
dinden çıkanları gerçekten sapıp zulmedenleri,
bey’atten dönüp ahdını bozanları öldürenin
oğlu. Benim, Fatımâ’tüz Zehrâ’nın oğlu; Benim,
kadınların ulusunun oğlu….”
Bu hutbe; hem Yezîd’in yaptığını, hem Hz.Hüseyin’in
kıyâmını, hem dînin esasını, hem de îmanın
kudretini gerçeğin azametini göstermiş ve
Yezîd’e uyanları hayrete düşürmüş, çoğunu
ağlatmış, mescidde bir isyân havası estirmişti.
Hz.İmâm Zeynel Âbidin yalnız dostlarına değil,
düşmanlarına da vakti gelince iyilik yapmaktan
çekinmezdi. Emevi hükümdarları ve bunların
Vâlileri, kendisine zaman zaman çok kötülükler
yapmış oldukları halde, birinden bile şikâyet
etmiş değildir.
Medine emiri Hişâm bin İsmail, dâima Hz.İmâm
Zeynel Âbidin’in aleyhinde bulunduğu, rastladıkça
sözleriyle Hz.İmâm’ı incittiği hâlde, emirlikten
azledilince herkes ona hakaret ederken, Hz.İmâm
kendilerine uyanlara; “Ona bir şey söylememelerini,
incitmemelerini” emir buyurmuş ve ona rastlayınca
da kendisine selâm verip gönlünü almıştı.
Emevi hükümdarları, casusları vasıtasıyla
Hz.İmâm Zeynel Âbidin’i adım adım takip ettiriyorlar,
yaptığı her şeyi öğreniyorlardı. Bunun sebebi
korkuları idi. Hz.İmâm Zeynel Âbidin’in bir
işaret verdiği anda bütün Hicâz ile Irak’ın
ayaklanabileceğini biliyorlardı. Halbuki Hz.İmâm,
kendisini her çeşit dünya işlerinden çoktan
çekmiş bulunuyordu. O kendisini olduğu gibi
ilim ve ibâdete vermişti. Yapılan aksi telkin
ve teklifleri kabul etmiyordu.
Hz.İmâm Zeynel Âbidin, kendilerine söven birisine;
“Eğer ben” buyurmuşlardı; “Dediğin gibiysem
Allah’ın beni yargılamasını dilerim; ama dediğin
gibi değilsem, dilerim Allah seni bağışlasın.”
Hz.İmâm Cafer-i Sâdık zamanında bir gün, Hz.İmâm
Zeynel Âbidin’den bahsedildi. O zaman Hz.İmâm
Cafer-i Sâdık:
“Yemin ederim ki o, hayatı boyunca aslâ haram
bir şey yemiş değildir” dedi; “Ömrü boyunca
hak yolunda, hak için çalışıp çabalamıştır.
Karşısına çıkan güçlüklerden hiçbiri kendisini
yıldırmamıştır.”
Yine tanınmış Arap ülemâsından Tavus Yemâmî
şu olayı anlatmıştır:
“Bir yıl hac mevsiminde Mekke’ye gitmiştim.
Herkes ibâdetle meşguldü. Baktım Kâbe’nin
yanında Hz.İmâm Zeynel Âbidin namaz kılıyor.
Hemen ona yaklaştım ve kendisini seyre başladım.
Kendisinden tamamiyle geçmiş, bütün varlığını
ibâdete vermişti.
Namazdan sonra da niyâza başladı. O zaman
ben, Peygamber soyundan gelen bu zatın duâ
ve niyâz ederken neler söylediğini merak ederek
kendisine iyice yaklaştım. Hz.İmâm’dan kulağıma
şu sözler geldi; «Yâ Rabbî! Ufak bir kulun
kapına geldi. Bir zavallı kul sana sığındı.
Muhtaç bir kulun kapındadır. Senden lûtuf
ve inâyet dileniyor.»
Bu sözler bana öylesine dokundu ki; ömrüm
boyunca bu sözler, hiçbir vakit hatırımdan
çıkmadı. Ne zaman bir zorlukla karşılaşsam
ben de aynen bu şekilde duâ ve niyâza başladım.
Ve hemen her seferinde Cenâb-ı Hak’ka, Hz.İmâm
Zeynel Âbidin’in dili ile yaptığım bu duâ,
nezdi ilâhi de makbul olmuş ve beni de sıkıntıdan
kurtarmıştır.”
Bu sözler de; Hz.İmâm Zeynel Âbidin’in, ne
mertebelere kadar yükselmiş bulunduğunu açıkça
gösterir.
Hz.İmâm Zeynel Âbidin, babaları Hz.İmâm Hüseyin’in
şehâdetinin, şehâmetinin bir timsali, lûtuf
ve ihsânın bir mümessili olmak, Peygamber-i
Ekrem’in bir yadigârı bulunmak ve aynı zamanda
bilgide de eşi bulunmamak dolayısıyla herkesin
saygısına mazhar olmuşlar, çevrelerini ilim
ve edeb âşıklarıyla doldurmuşlardı.
Hz.İmâm Zeynel Âbidin’in ibâdette bulundukları
Mescid-i Nebî, âdeta bir medrese hâlini almıştı.
Hicaz’daki bilginler, kendilerine mürâcaatla
bilgilerini ilerletiyorlar, hac mevsimlerinde
uzak illerden gelenler de kendilerinden faydalanıyorlardı.
Hz.İmâm Zeynel Âbidin’in tedvin edilmiş eserlerinden
biri “E’s-Sahifet’ül-Kâmile”dir. “Sahife-i
Seccâdiyye” de denilen bu kitapta, ellidört
duâ mevcuttur. Hz.İmâm Zeynel Âbidin’in bir
de “Risâlet’ül-Hukuk”u vardır. Bu risâlede;
İslâmi hukuk esaslarının insanî vecheleri,
bütün incelikleriyle izâh edilmektedir.
Hz.İmâm Zeynel Âbidin, Hicret’in 75. yılı
(Milâdi 693) Muharrem ayınının 12. günü Ümeyye
oğullarından Abdülmelik oğlu Velid’in saltanatı
zamanında, Hişâm bin Abdülmelik’in iğvasıyla
zehirletilerek, şehâdet mertebesine ermişlerdir.
Ömürlerinin müddeti, 37 yıldır. Kabri, Medine-i
Tayyibe’deki Baki mezarlığında, Hz.İmâm Hasan’ın
medfun bulundukları yerdedir.
Kendilerinden sonra imâmet, oğlu Hz.İmâm Muhammed’ül
Bâkır’a intikal etmiştir.
En doğrusunu Allah bilir.
Hayrın hepsi de, insanın kendisini
koruması içindir.Her isteyene hayırla muamelede ihsânda
bulun. O buna lâyıksa yaptığın yerini bulmuştur.
Değilse sen bunu yapmağa lâyıksın ya!Îman sahibinin, îman sahibinin yüzüne
sevgi ile bakması ibâdettir.Ne Kureyş için asâlet, ne Arap için
asâlet vardır. Asâlet ancak gönül alçaklığı
iledir. Kerem de ancak Allah’tan çekinmekledir.Sana ilim ve nasîhat vereni sen de
yüceltmeli, ağırlamalısın. Sözünü iyi dinlemelisin.
Kendisini dinlerken ona doğru dönmeli, aklından
başka şeyleri çıkarmalı, bütün anlayışını
ona hasretmelisin. Kalbini ona karşı temiz
tutmalı, gözünü dört açmalısın. O sana nasıl
bilmediğin şeyleri öğretiyorsa, senin de ondan
öğrendiklerini bilmeyenlere öğretmen, onun
hakkını en iyi şekilde ödemen demektir. Onun
yanında, onunla konuşurken sesini yükseltme!
Ondan birisi bir şey sordu mu sen cevap vermeğe
kalkışma! Mecliste kimse ile konuşma! Kimsenin
aleyhinde bulunma ve biri onun aleyhinde bulunacak
olursa reddet! Ayıbı varsa ört, iyiliklerini
herkese duyur. Düşmanları ile düşüp kalkma,
görüşme! Dostlarından biri ile düşman olma!
Böyle davranacak olursan, Allah’ın melekleri
de, senin ilmi kullar için değil de, Allah
için tahsil ettiğine şehâdet ederler.Şükür de, aczini itiraf da, şükürdür.Yalandan sakının! Ne olursa olsun,
şaka için bile yalan söylemeyin! Az yalan
söyleyen cesaretlenir de yalanın çoğunu da
söyler.
Sahife-i Seccadiye’den Bir Duâsı
Yâ Rabbî! Muhammed’e ve soyuna rahmet eyle!
Îmanımı en yüce îman eyle! Niyetimi, niyetlerin
en güzeline ulaştır. Amelimi, amellerin en
güzeline vardır. Yâ Rabbî! Lûtfunla niyetimi
tam bir hâle ilet! Mertebende olan şeylere
karşı îmanımı düzelt! Bende bir kötülük, bir
yanlışlık olursa bunu kudretinle ıslâh et!
Yâ Rabbî! Giriştiğim işde de bana yardım et
de başarıya ulaşayım. Dileğimi yapmada sen
yardım et! Beni niçin yarattınsa o işde kullan!
Beni zenginleştir! Rızkımı artır! Sana kulluk
ettir! Kulluğumu benlik ile bozma! İnsanlara
elimden hayır gelsin, fakat hayrımı hiç etme!
Bana iyi hûylar ver; fakat beni öğünmekten
koru!
Yâ Rabbî! İçimde bir gönül alçaklığı ver ve
sonra insanlar arasında derecemi yükselt!
Yâ Rabbî! Benliğimde bir gönül alçaklığı meydana
getir de sonra görünüşte bir üstünlük ver!
Hem bu gönül alçaklığım, yüksekliğim, üstünlüğüm
kadar olsun!
Yâ Rabbî! Bana asla değiştirmeyeceğim tertemiz
bir hidâyet ver! Beni, ayağımın kaymayacağı
bir doğru yola götür. Dosdoğru bir niyet ver
bana! Ömrümü itâatine sarfet! Eğer ömrüm şeytana
oyuncak olacaksa, azâbın gelmeden, gazabın
beni bulmadan beni al!
Yâ Rabbî! Bende ayıplanacak hûy bırakma! Varsa
ıslâh et! Güzelleştir! Bir iyiliğim varsa,
bunu tamamla, olgunlaştır.
Yâ Rabbî! Kötülere düşmanlık etmek yerine
sevgi ver! Doğru yoldan sapanlardan, nefret
yerine güzellik ver! İyi kişilere karşı muhabbet
ver!
Yakınlarına isyân yerine, görüp gözetme ver!
Yakınlarını kötü ve aşağı görmek yerine, onlara
yardım etmeyi nasîb et! Sevilenlere karşı
güzel bir sevgi ver! Şüphe edenlere karşı
iyi niyet ver! Zalimlerden korku acısı yerine,
emniyet tatlılığı ver!
Yâ Rabbî! Bana zulûm edenlere karşı kuvvet
ver! Benimle düşmanlığa kalkışanlar karşısında,
kendimi korumam için bana söz kudreti ver!
Bana inâd gösterenlere karşı, bana zafer ihsân
et! Aleyhimde tertipler hazırlayanlara karşı,
bana bir tertip ilham et! Beni kahretmek isteyenlere
karşı, bana kuvvet ve kudret ver! Bana iftira
edenleri, yalanlayacak bir kudret ver bana!
Benden ayrılana selâmet nasîb et! Beni doğrulukla
destekleyenlere itâat etmemi nasîb eyle!
Yâ Rabbî! Bana o kudreti ver ki; Beni aldatana,
öğüt verebileyim! Beni terk edene, iyilik
edebileyim! Bana vermeyene, ben ihsânda bulunabileyim.
Beni tavaf etmeyeni, ben tavaf edeyim. Aleyhimde
bulunan kişiyi, ben iyilikle anayım. Bana
biri bir iyilik edince ona şükredeyim de,
bana kötülük edene karşı da, kendimi koruyabileyim!
Yâ Rabbî! Muhammed’e ve onun soyuna rahmet
et! Ondan önce yarattıklarından birine, ondan
sonra yarattıklarından birine ettiğin, edeceğin
rahmetten üstün bir rahmet eyle! Dünyada da,
âhirette de, iyilik ve güzellik ver bize!
Cehennem azâbından da koru bizi!